Analiz: Anketleri bırakın, çözüme bakın | Türkiye | DW

by Bi'Burs

Türkiye’de hükümetin kanamaya başladığını gösteren birçok parametreden veya kilometre taşlarından bahsedebiliriz. Ancak, AKP’nin 2019’daki yerel seçim yenilgisi, daha doğrusu yerel düzeyde muhalefetin zaferi; ciddi bir dönüm noktası olduğu tartışmaya açık bir konu değil. Özellikle İstanbul seçimlerinin iptali ve aynı sandıkta AKP’nin iki kez yenilgiye uğraması manevi üstünlüklerini muhalefet saflarına teslim etti. Yerel seçimlerden önce, kapıyı sıkan ekonomik krizin derinleşmesi ve salgının etkisinin artması, devletin başkanlık sistemi ile anomik bir yapıya dönüşmesi (Durkheim’ın işaret ettiği gibi tam da ahlaki çöküş ve hukukun kaldırılmasıyla) ve uluslararası çatışmalar; – muhalefet bloğunun başarılı stratejisiyle birleştiğinde – güç kaybını bir kangrene dönüştürdü.

Periyodik olarak tekrarlanan anketler, şüphesiz bu tabloyu ölçülebilir bir şekilde sunan en somut araçlardan biridir. Korku imparatorluğundaki halkın siyasi eğilimini, özellikle iktidarla açılan mesafeyi ifade etmenin ne kadar zor olduğu aşikar. Böyle bir ortamda yapılan anket sonuçları bile; Meclis’teki AKP-MHP bloğunun ezici bir çoğunluğu, Recep Tayyip Erdoğan’a Saray’da beş yıl daha vaat etmiyor. Hükümetin yönetimi altındakiler hariç; Hemen hemen tüm anketler, Erdoğan’ın Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş ile ikinci tura çıkması durumunda kaybedeceğini gösteriyor.

DW Türkiye İstanbul Koordinatörü Bülent Mumay

Erdoğan’ın ‘omerta’sını delen gerçekler

Anketler elbette ülkedeki siyasi eğilim hakkında ipuçları veriyor. Ancak bunlar dedikleri gibi anketlerdir. Sadece bir projeksiyona işaret ediyor. Hata payları da çok yüksektir. Ancak bu anketlerden bağımsız olarak Türkiye’de son birkaç ayda yaşananlar iktidardaki dağılmayı rakamlardan çok daha güçlü bir şekilde ortaya koyuyor. Medyanın yüzde 95’i sokakları kontrol etse de son zamanlarda şahit olduklarımız hükümetin daha önce yaptırdığı duvarın çatladığını gösteriyor. Yukarıda önemli bir kilometre taşı olarak saydığımız bu olayları 2019 yılından önce görmek mümkün değildi. Bunlar olsa bile kamuoyuna yansımayacaktır; Erdoğan’ın yarattığı ‘omerta’ya sıkışıp kalacaktı. Geçtiğimiz ayda birkaç gelişmeyi arka arkaya koyalım:

  • Muhalefetin # 128 MilyarDolarNer kampanyasına uzun süredir dikkat eden AKP, sessizliğini bozmak ve sosyal medyada bir animasyon yayınlamak zorunda kaldı. Ancak muhalefetin iddialarına yanıt olarak 15-20 kez 128 milyar dolardan bahsetti. Kavram ve tartışma daha uzun süre dolaşımda kalınca Erdoğan’ın talimatıyla resmi hesaptaki video silindi.
  • Halkını “turistlerin göreceği herkesi aşılamaya” aşılayamayan bir ülkenin başlattığı kampanya da benzer bir kaderle karşı karşıya kaldı. Turizm Bakanlığının turizm işçilerine “Afiyet olsun, aşılandım” maskesini takarak çektiği videonun ömrü 128 milyar dolarlık savunmadan bile kısa sürdü.
  • Ekonomik krizin varlığını bile reddeden ve her talihsizlikte yabancı güçlerin parmaklarını suçlayan Erdoğan, esnafların tepkisinin isyana dönüşeceğini hissederek “Helallik” istedi. Bu, Fethullah Gülen’e verdiği destekten sonra “Rabbim ve milletim bizi affetsin” demekten oldukça farklı. Demek ki seçim meydanlarında “ekonomiden ben sorumluyum” diyen biri, sorumlu olduğu ekonomik iflası açıkça kabul ediyor.
  • Bakanlığına fahiş fiyatlara dezenfektan sattığı ortaya çıkan Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın görevden alınması “AKP’nin normal zamanlarda” yapacağı bir şey değil. 17-25 Aralık gibi istisnai bir durum dışında, Erdoğan’ın özellikle yolsuzluk için kimseyi hemen harcamasına şahit olmadık. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın üssündeki sıkışma ve homurdanmanın neden olduğu bir zorunluluktu.
  • Sedat Peker’in videolarıyla başlayan Süleyman Soylu tartışması başlı başına bir çözülme işaretidir. Konuyla ilgili ortaya çıkan her detay, sıradan bir ülkeyi kendi kendine sarsacak cinsten. Soylu’nun savunmaları, suç duyurusu ve her videodan sonra yaptığı açıklamalar skandalı daha da derinleştiriyor. İnternete sızan gazeteci Hadi Özışık hakkında yaptığı açıklama, hükümetin kendi medyasıyla kurduğu tuhaf yasayı ortaya koyuyor. Soylu’nun Özışık için söylediği “Bunlar yıllardır birlikte çalıştığımız arkadaşlar” cümlesi oldukça dikkat çekicidir. Bir politikacı bir gazeteciyle ne tür bir işbirliği yapar? Bu ne tür bir iş? Bu neyin, yani ortaklığın inisiyatifidir. Suç ortaklığı yok mu? Soylu’nun Erdoğan’ın kuzeni gazeteci Cengiz Er’e “organize fazla mesai” açıklamasını yaptığı da not edilmelidir.
  • İrin bir kez akmasına izin verin. Artık yarayı sarmıyor. Soylu ile ilgili tartışmalara Saray’ın hiç karışmamış olması ve propaganda birimi başkanı Fahrettin Altun’un belirsiz tweet dışında baloya girmemiş olması ilginç değil mi? Soylu’yu iddia etmenin yanı sıra, Cemil Çiçek’in Saray’da görevi de bulunan DW Turkish’e verdiği demeç, “Binde biri doğruysa, bu bir felaket ve beladır, savcılar harekete geçmeli” ifadesi daha fazlasını işaret etmiyor. toplumdaki tepkileri solumaktan mı?
  • Mehmet Ağar’ın garip bir şekilde devraldığı Yalıkavak Marina savunması, “Biz olmasaydık burada mafya çökerdi” diyerek Soylu’nun tepkisi üzerine özür dilemek zorunda kaldı ve bu yılın ilk aylarında oldu. Erdoğan yasal reform ilan ettiğinde. Hukuk demişken, bir savcının soruşturma başlatmak yerine – kendisine ne olacaksa bile – normalde herhangi bir adaletsizliğe karşı gerekli olanı yapması gereken şey, yine Erdoğan’ın “ileri demokrasisi” idi. Peki, partisinden ve görevinden istifa eden eski AKP Belediye Başkanı Rasim Arı, siyasette çalıştığı isimlere, “Tatil ağzımı açmama izin vermeyin. Açarsan bir delik arayacaksın. giriş”?
    MHP lideri Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

    MHP lideri Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

3Y ile birlikte gelen 3Y ile uyumlu mu?

Sadece son haftalarda olanlara daha fazlasını eklemek mümkündür. Ama şimdilik buradaki örnekleri bitirelim. Şunun altını çizelim: Yukarıda okuduklarınızın hiçbiri hükümet kontrolündeki medyada tek bir satır değildi. Buna rağmen gündemi artık belirleyemeyenler; Aksine tepki vermek zorunda olan ve tepkilere cevap verebilecek durumda olan hükümet, dağılma emarelerinin ardı ardına gelmesini engelleyemiyor. 3Y (yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar) ile mücadele iddiasıyla gelen hükümet, aynı 3Y ile ömrünü kısaltıyor. Sedat Peker, MHP için AKP’yi ve Alaattin Çakıcı’yı zayıflatmaya devam ediyor. Susurluk’la kış uykusuna yatan mafya-siyaset koalisyonu 2002’de olduğu gibi tasfiyenin önünü açıyor.

Bülent Mumay

© Deutsche Welle Türkçe

You may also like

Leave a Comment