″ Medya, devletin propaganda aracı olarak hareket eder ″ | Türkiye | DW

by Bi'Burs

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in dün Twitter hesabından yayınladığı video, Türkiye’de mafya-devlet-siyaset ilişkisi konusunda devam eden tartışmalara medya boyutunu ekledi. İnternetHaber Yayın Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hadi Özışık’ın Peker ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında arabuluculuk yaptığı iddia edildi ve bu iddialar Özışık tarafından yalanlandı. Ancak Peker, dün kişisel Twitter hesabından gazeteci Hadi Özışık ile iki video röportajı yayınladı. Hadi Özışık’ın videolarda Soylu ile görüştüğünü anlatırken, “iki sevgili arkadaşının arasına sıkıştığından” şikayet ettiği duyuldu.

Dün akşam yayınlanan videonun yayınlanmasıyla birlikte gazeteci Hadi Özışık’ın bir suç örgütü lideri ve bir bakanla bu kadar yakın bir ilişkisi olması tepkilere neden oldu. Türkiye’de mafya-devlet-siyaset ilişkisinin iç içe geçtiği 1996 Susurluk kazasını akla getiren son gelişmeleri gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Notici’ye sorduk, geçmişte neler yaşandı, mevcut medyanın bu ağda nerede durduğunu sorduk. .

Deneyimli gazeteci Faruk deklaranı

DW Turkish: 1990’lı yıllarda devlet-mafya ilişkisini gözler önüne seren Susurluk kazasına ve medyanın işleyişine baktığımızda o zamandan beri neler değişti diyebiliriz?

Muhabir: 1990’larda Türkiye medyası aslında kabuğunu değiştirdi. Yani hem yapısı değişmiş hem de özel radyo ve televizyonlar devreye girmiştir. Gazetecilikte dikkate alınması gereken kamu yararı geride kalıyor. Yani özelleştirmeden pay almaya çalışan medya sahipleri ve kartel sahipleri ortaya çıktı. Öte yandan bu kuruluşlar, kamu çıkarından çok kendi ticari çıkarlarına öncelik veren medya kuruluşları haline geldi. Susurluk’taki olay tam da öyle bir zamanda meydana geldi. 1996 yılında Susurluk’ta meydana gelen ve Türkiye’de siyaset-devlet-mafya-polisin iç içe geçtiğini gösteren olaydan sonra medya o zamanın üzerinden geçti. Ancak devlet ve medya o kadar iç içe geçmişti ki patronlar o kadar ilgilendi ki, olayın tüm aktörleri yargılanana kadar olay ele alınmadı. Medya sahipleri bir şekilde olayı örtbas etmek için tavır almadılar. Özellikle Radikal gazetesi, Hürriyet gazetesi ve Kanal D bu olayı ortaya çıkarmak için yayınlar yaptılar. Bu yayınlar sayesinde Türkiye’deki insanlar öğrenmeyi başardı. Ama bunun da söylenmesi gerekir. Bir yandan Mehmet Eymür, diğer yandan Hanefi Avcı bu olayı ilk ortaya koyanlar oldu. Şimdi baktığımızda Sedat Peker yine o olayda kişi olarak ortaya koyuyor. Ve bu vahiyler sayesinde öğreniyoruz. Bugün sadece bu değil. Sedat Peker gibi biri, bir gazetecinin mafyayla, kendisiyle, o kirli örgütle ilişkisini ortaya koyuyor. Onu ortaya çıkarır. Aslında, bu tür ilişkileri ifşa etmesi gerekenler gazetecilerdir. Ama burada tam tersini görüyoruz.

Bu ilişkiler ağında bugün medya-politika ilişkisinin nerede durduğunu söyleyebilir miyiz?

Geçmişte medya sahipleri iktidar sahipleri, milletvekilleri ve siyasetle iç içe geçmişti. Kendi çıkarlarına bakıyorlardı. Ama şimdi bu iç içe geçme çok daha ileri gitti. Tam bir entegrasyon var. Çünkü siyasi güç, ana akım medyanın çoğunun kontrolünü ele geçirdi. Bu patronların diğer ticari ilişkileri tamamen siyasi iktidarla iç içe. Onlarla entegre. Dolayısıyla bugün medya, devlet içindeki kirli yapıyı ortaya çıkaran bir araç değil, devletin propaganda aracı olarak işlev görüyor. Bir propaganda aracı gören medya kuruluşlarına bakarsınız, bugün Sedat Peker’in öne sürdüğü iddialarla ilgili en ufak bir yayın yok. Sadece Süleyman Soylu’nun suç duyurusunda bulunduğunu bildiriyorlar. Görmezden geliyorlar. Hem bu gazeteciler, hem bu gazeteler hem de bu medya tamamen hükümetle iç içe. Artık bağımsız bir gazetecilik faaliyeti yok. TBMM’de Susurluk Soruşturma Komisyonu’nun kurulması, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın hazırladığı rapor… Yani siyaset de olayı ortaya çıkarmak için çaba sarf ediyordu. Ama şimdi tamamen örtbas etme çabaları var. Nitekim Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmada muhalefeti suçlayarak, “Bu tür kirli örgütlerle aynı çuvala girenler bedelini ödeyecek” dedi. Pek yakın zamana kadar Sedat Peker ile ilişkisi olan, onu koruyan, kendisine destek olan ve sahip olduğu mitinglerine göz yuman bu güçtü. Alaaddin Çakıcı gibi ana muhalefet liderini tehdit etmesine rağmen onu koruyan ve Kürşat Yılmaz’ın yeniden yargılanmasının önünü açan da işte bu siyasi güçtür. Dolayısıyla mafya ile iç içe olan ve bir şekilde onları gözetleyen bir güç var. Yani siyasi iktidar, geçmişle kıyaslanamayacak kirli yapılarla ve yer altı yapılarıyla bütünleşmiştir. Böyle bir dönemden ancak medyanın ilgisiyle çıkabildik. Ancak maalesef medyanın çoğu da bunu örtbas etmeye hizmet ediyor.

Bir yandan mafya liderleriyle son derece yakın telefon görüşmeleri yapabilen gazeteciler görüyoruz. Ancak haber kaynaklarıyla görüştüğü için hapse atılan gazeteciler olduğunu da biliyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsun?

Hadi Özışık’ın Sedat Peker ile konuşma tarzına bakarsanız, bir gazetecinin bir haber kaynağıyla konuşma şekli bu değil. Arkadaşıyla tamamen sohbet içinde olan ve bilgi almaya yönelik olmayan bir şey değildir. Öte yandan, Mehmet Ağar’ın oğlunun Kazak gazeteci kadının öldürülmesinde veya intiharda oynadığı iddialarına ışık tutmaya çalışan gazeteci hakkında soruşturma açıldığını görüyoruz. Yani, gazetecilik açısından fark, bir tarafın gerçekleri açıklamaya çalışması ve diğerinin göstermemesidir. Hatırlarsınız, geçenlerde Türkiye’de polisin fotoğraf çekmesini yasaklayan bir genelge yayınlandı. Kemal Kurkut’un vurulduğu anı yayınlayan gazeteci arkadaş hakkında da soruşturma açıldı. Yani Türkiye böyle bir ülke. Ana akım medyayı bir anda doğrudan ele geçirip kontrol eden, onu bir propaganda aracı haline getiren bir siyasi güç var. Bununla yetinmeyen ve her şeye rağmen alternatif medyada gazetecilik yapmaya çalışan, özel çaba ve bireysel çaba sarf eden gazetecileri susturmak, hapsetmek ve gözaltına almak için elinden gelen her yolu kullanan bir siyasi güç var. Bir düşünün, bu ülkede koronadan ölenlerin sayısı hakkında bilgi veren gazeteciler hakkında soruşturma açıldı. Biz o noktadayız.

Röportaj: Deniz Barış Narlı

© ️Deutsche Welle Türkçe

You may also like

Leave a Comment